İlhami IŞIK

İlhami IŞIK

Trump, Kudüs, Süleymani ve Ortadoğu

IŞİD’in eylemleri, İslam dünyasında Müslümanların hak arayışı, hukuk ve adalet içerisinde kendilerini ifade etmesi, zulme ya da işgale karşı direniş gibi bütün duygularını öldürdü. Başkaldırı duygusunu yok etti. Bu başkaldırı duygusunu şiddet üzerinde ifade etmiyorum. Başkaldırı duygusunu hak/hukuk/adalet üzerinden ifade ediyorum. Şiddet bu duyguları tümüyle öldüren bir şeydir. Çünkü şiddet sizi bambaşka bir tabloyla öne çıkarıyor.

 

Şiddetin bir diğeri mezhep savaşlarıdır. Özellikle Şii ve Sünniler arasında Irak’ta, Yemen’de, Suriye’de var olan Müslümanların bir kıyımla anılmasını dünya izledi. İsrail kurulduğu günden bugüne kadar Suriye’de Müslümanların kendi elleriyle öldürdüğü Müslüman sayısı kadar insan öldürmedi. Böyle bir tablo var. Bütün dünyada milyonlarca Yemenlinin, Iraklının, Suriyelinin dramı ve bunu yapan Müslüman kimlikli devletler. Birbirlerini en acımasız şekilde öldürenler İslam kimlikli örgütler ya da devletler. Böyle bir tablo karşısında birilerinin Filistin’de kendi planını uygulamaması, bu konjonktürü kendi lehine değerlendirmemesi mümkün değil. Hele Trump gibi kâr ve zarar ve pragmatik düşünen bir liderin bu zamanlamayı ustaca kullanmaması mümkün değildi. Nitekim de bunu kullandı.

 

Müslüman dünyanın Kudüs’ü kendi onuru olarak algılamasının sahada ya da pratikte bir karşılığı yoktur. Bugünden itibaren sık sık ‘Kudüs onurumuzdur, Kudüs en değerlimizdir’ sloganlarını duyacağız. Buna yönelik yazıları, Cuma günü hutbe sonrası gösterileri/yürüyüşleri, İsrail’e yönelik tepkileri göreceğiz ama hepsi bu kadarla kalacak. Çünkü o şans kaybedildi. İslam/Müslüman dünyasının birbirine karşı olan davranışları, devletlerle girmiş oldukları ilişkiler, adaletten/hukuktan kopmuş olmaları, kendisi dışındakilere bakış açısındaki tutarsızlık, adil olmama; tüm bunlar Kudüs’e yönelik dünyanın da kabul edebileceği bir sahici stratejiyi ya da Kudüs’ü korumaya yönelik sahici herkesin ortak olarak kabul edebileceği bir duruşu sağlamıyor ne yazık ki.

 

En acısı da aslında Kudüs çok büyük çoğunluğun umurunda değil. Sadece Kudüs slogan olarak kullanılıyor. En kolaycı yoldur ‘Kahrolsun İsrail’ demek. Bu slogan olarak kullanım, birilerinin ülkelerinde kendi konumlarını güçlendirme olarak da okunuyor. Kendi ülkelerinde adaletsizliğin daha fazlasını sürdürme aracı olarak kullanılan bu slogan odaklı kullanım acıdır. Hukuksuzluğu daha fazla, hak ve eşitsizliği daha fazla, ekonomik sömürmeyi daha fazla, yolsuzluğu daha fazla sürdürmek adına Kudüs savunuluyor. Bu durumu nasıl tarif edeceğimi şaşırıyorum.

 

Siz Kudüs’ün işgalini kendi düzeninizi daha fazla sürdürme babında İsrail karşıtlığıyla ifade ediyorsunuz. ‘Kahrolsun İsrail’ diyenlerin kendi ülkelerinde kendi vatandaşlarına, Müslüman dünyaya, inançlı dünyaya, farklı mezheplere/inançlara/fikirlere/düşüncelere/davranış biçimlerine bir bakın. ‘Kahrolsun İsrail’ diyenlerin kendi ülkelerindeki adalet anlayışlarına, yolsuzluk ve ekonomideki bakış açılarına bir bakın. Böyle bir tablodan siz Kudüs’ü işgalden kurtaramazsınız. Sadece söylediğiniz kanlı bir tiyatronun bir trajedisinin bir bölümünü oynarsınız ve bir hafta, on gün veya bir ay sonra da her şey unutulup gidecektir maalesef.

 

Trump silah ve enerji sermayesinin temsilcisidir. Konjonktür de uygundur. İslam dünyasının dünyadaki imajı kırılmıştır. Şiddetle anılıyor, birbirine düşman mezheplerle anılıyor, ideolojik anlamda parçalanmış, statülerini koruma öncelikleri haline gelmiştir. Bu durum enerji ve silah sermayesi açısından bulunmaz bir durumdur. Sürekli kargaşa, sürekli ölüm, sürekli silaha ve petrole ihtiyaç olan bir dünyada Trump da bu planı açıklamayı zamanlama olarak en uygun anda seçti. Bu, sermayenin birlikte davranışıdır. İsrail’deki o anlamdaki bir Yahudi sermayesinin ya da ABD’deki Yahudi sermayesinin birlikte davranışı olarak tanımlanabilir.

 

Kasım Süleymani Ortadoğu coğrafyasının en önemli fotoğrafıydı. Kasım Süleymani kadim İran devletinin bütün coğrafyaya müdahale edebilme kapasitesinin fotoğrafıydı. Kasım Süleymani sadece İran değildi. Kasım Süleymani aynı zamanda Suriye’ydi, Irak’tı, Lübnan’dı, Yemen’di. Kasım Süleymani bir simgeydi. Hiperaktif, sınırsız ve sorgulanamaz bir simgeydi. ABD, bu coğrafyada sınırsız ve sorgulanamaz bir simgeyi yok etti. Bu, İran devletinin bütün çarklarını bozdu. Hareket kabiliyetini, nefes alma pozisyonunu yerle bir etti.

 

Çünkü liderlerin varlığını bazen olayın kendisinden kat kat daha değerlidir. Kasım Süleymani öyle bir aktördü, çünkü kıyımı bir mezhep üzerinden bizzat yürütüyordu ve 1979 İran devrimini aradan çıkarırsak, 2000’li yıllarından başından bu yana 2001 İkiz Kuleler ve 2003 ABD işgaliyle beraber oluşan bu tablo, mezhepler arasındaki kıyım; Şiilerin uzun yıllar Saddam ve Sünniler tarafından kıyıma uğraması, 2003’ten sonra tam tersi Şiilerin Sünnileri kıyıma uğratması ve bunun bütün coğrafyaya yayılması sonucu oluşan bu durumu en iyi organize eden, harekete geçirebilen ve sorgulanmaz bir güce, sınırsız imkânlara sahip aktördü Kasım Süleymani. Hem oyun kurucuydu, hem oyun bozucuydu. Bu aktörü ABD ortadan kaldırdı. Önce Bağdadi’yi öldürdü, sonra Kasım Süleymani’yi. Bakıldığı zaman bu iki suikast bile Kudüs’ün işgaliyle alakalıdır.

 

Konjonktürün ne kadar ABD’nin bölgeyi dizayn etme anlamında yapabileceklerinin ana göstergesi olma durumu söz konusudur. Yıllarca Obama’yla beraber bu sahayı Ruslara teslim eden, İran’ın önünü açan bir ABD’nin çıkarları o gün onu gerektiriyordu, sermayenin o anlamda yerleşimi o gün onu gerektiriyordu. Bugün ise tam tersi bir durum söz konusu. Artık İran’ın ve Rusya’nın önünü kesme ve bu anlamda önüne engel olabilecek fonksiyonları öldürme ya da diriltme… Bağdadi ve Süleymani’yi bu anlamda öldürme, İsrail’in güçlenmesini/dirilmesini bu anlamda sağlama… Bu, bugün düşünülen bir politika değil. Bu, çok uzun zamanlar düşünülen ancak konjonktür ve dünyanın/bölgenin durumu, koşullar buna uygun olduğu için zamanlama ve aktör bu anlamda doğru seçilmiştir. Doğru buluyorum anlamında bir doğruluk değil.

 

Doğru bir zaman ve doğru bir aktör ile bütün coğrafya parçalanmıştır. Doğru bir zaman seçilmiştir ve buna uygun en önemli bir aktör de Trump’tır. Fevri bir insan, parayla/sermayeyle tehdit edebilen ya da satın alabilen kabiliyete sahip bir aktör. Bu ikisi birleşince ortaya bu tablo çıkıyor. Bunun yansımaları olarak çok önemli şeyleri göreceğimizi sanmıyorum. Evet, İslam dünyası buna karşı çıkacak, ilk Cuma namazı sonrası gösteriler olacak. Kimi örgütler, her zaman olduğu gibi İran yanlısı İslami Cihat ve buna benzer örgütler roketler vs. atarlar. Ancak sonuç itibariyle değişen hiçbir şey olmayacaktır. Nasıl ki geçen sene Kudüs başkent ilan edildiğinde aynı tepkiler gösterildi ve o tepkiler söndüyse burada da aynı şey olacaktır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar