Erdem Güven ve Ahlak

İlhami IŞIK arasinsesi@gmail.com
ABONE OL

Erdem ya da erdemli olmak basit bir ruh hali değil, gelip geçici hoş bir duygusallık da değil, içimizde o an oluşan nedeni belirsiz bir merhamet ve sevgi seli de değil; erdem bir kişilik, bir karakter, bir sürekli eğilim ve hayat görüşümüzün istikametini belirleyen, temel bir yöndür. Hayatta yaptığımız toplam bütün şeyleri, sürekli olarak belirli bir biçim ve doğrultuda yapıyor olmamız anlamına gelir. 

Daha net ve anlaşılır bir ifadeyle söylemek gerekirse, verili bir durumda genel eğilimimizin, bizi nasıl davranmaya iteceği meselesidir. Bir ön kurgu olmadan, bir ön koşul ya da ön çıkar olmadan, bütün bunlardan bağımsız olarak, o şey ya da o şeylerin bize yansımasına bağlı olarak nasıl davrandığımız meselesidir. Çünkü, erdem kendi kendimizin ödülü değildir. Mesela her gün kendimize iyi baktığımız için, her gün iyi spor yaptığımız için ya da çok iyi bir yüzücü olduğumuz için bir ödül beklentisi içine giremeyiz. Bir ödül ya da takdir beklentisi içine girmeden, aldığımız tavır ve tutumların toplamıdır.

Erdemli olmak, iyi bir insan olmanın önemli bir ölçüsüdür. Tıpkı iyi insan olmak gibi, erdemli olmakta bir alışkanlık meselesidir. Tıpkı saz çalmak gibi, ya da resim yapmak gibi, daha çok pratik yaptıkça daha çok ustalaşır ve daha da ileriye gidersiniz.

Eylem ve kararlarımız, kendilerine uygun ruh halleri yaratır. Ruh halimiz, eylem ve kararlarımızdan bağımsız olarak, şekillenmez. Pratikte cesur ve cömert olmayı alışkanlık haline getirdiğimizde cesur ve cömert oluruz. Örnekleri çoğaltabiliriz. Eylem ve kararlarımız ile kim olduğumuz arasında çok ciddi bir anlam bağı vardır. Hüküm ve yargılarımız da bu bağlam ve seviyede tutarlı bir yapıya kavuşurlar.

Kim olduğumuzun, bize duyulan güvenle de bir ilişkisi vardır. Eylem ve kararlarımız ve hüküm ve yargılarımız ne kadar kendi içinde tutarlıysa, dış dünyaya o kadar güvenilir bir enerji salarız.

Ne nesnel olmak ne de güvenilir olmak, sabit bir zeminde durmadan elde edilecek nitelikler değildir. Aksine ötekilerin nesnelliğimizi ve güvenirliliğimiz algılayabilmeleri için, bir bilme zemininde, bir algılanma pozisyonunda olmak zorundayız.

Nesnellik ve güvenirlilik hiçbir zeminde durmaksızın, hiçbir sabit pozisyonda kalmaksızın yargılarda bulunmak demek değildir. Yargılarımız ile tercihimiz olan sabit zemin ya da pozisyonumuz arasında mutlak sıkı bir aidiyet ilişkisi olmak zorunda. Bu sıkı aidiyet ilişkisi de mutlak mana da ahlak tarafından desteklenmek zorunda. Ahlaki üstünlüğe dayanmayan aidiyet ilişkisi hem nesnelliği hem de güven duygusunu zedeler ve yozlaştırır.

Erdem, güven ve Ahlak, sık dokunmuş ve belli amaçlar için irade beyanında bulunmuş birey ve topluluklar için, birlikte hareket etmenin en değerli garantörleridir. Erdemli olmayan, güvenle beslenmeyen ve ahlaki üstünlükle takviye edilmemiş ilişkiler, çorap söküğü gibi, daha ilk fırsat ya da mesele de çözülmeye başlar.

Birbirimize duyduğumuz saygı, erdem, güven ve ahlaki üstünlük, kavramlarının içeriğiyle, sıkıca örülmeli ve bu üç kavram adeta kundaktaki bebeğin, kundak bezi gibi, bizi sıkıca kucaklamalıdır.