İlhami IŞIK

İlhami IŞIK

Günahlarımızı saymaya başlayalım mı?

Wittgenstein’ın çok sevdiğim bir lafı var. Sadece bir lafı mı? Benim çok sevdiğim kıymetli lafları elbette birden çok fazla. Aslında yeri gelmişken, benim bildiğim ama bana ait olmayan öyle muhteşem lafları var ki, o lafları hatırlayınca o muhteremlere büyük şükran duyuyorum ve ister inanın ister inanmayın, onları koyacak yer bulamıyorum. Hepsi çok şahane laflar ama hiçbiri bana ait değil; oysa o harika lafların sahibi olmak için neler vermezdim. O lafların hepsi büyük bir samimiyetle söylenmiştir. Belki manasından şüphe ederim ama samimiyetinden asla.

 

Şöyle diyor Wittgenstein: “Su ihtiyacımı karşılamak üzere, kendime bir kuyu kazmaya başlarım. Toprağı kazıdıkça keyiflenirim, çünkü bir ihtiyacımı, belki de sonsuza kadar karşılayacağımı düşünürüm. Bu düşünce coşku verir bana, daha çok kazmaya başlarım. Ama kazının bir yerinde küreğim çetin bir kayaya çarpar ve yamulur. İşte o zaman şöyle derim: Elimden gelen budur.’’

 

Ben küreğin yamulduğunu gördüm. Küreğim yamuldu ve büyük bir samimiyetle elimden gelenin bu olduğunu söylüyorum. Ama galiba birileri için bunu bu samimiyet içinde söylemiş olmak kafi gelmiyor. Yahu ben küreğimin yamulduğunu hiçbir komplekse kapılmadan söylüyorum. Bunu en azından söyleme cesareti gösteriyorum. Elbette küreğimin yamulmuş olduğunu söylemem hem bir tespit hem de bir özeleştiridir.

 

Ama değer yargılarımız o değerlerin bilgisinden o kadar uzaklaşmış ki, bilgiyi elimizin tersi ile itiyor, yargının insafsız hükmüyle iş görmeye devam ediyoruz. Ben küreğim artık yamuk diye haykırıyorum, birileri oradan zıpkın gibi ileri fırlayarak şöyle haykırıyor: “Şimdiye kadar neden sustun?”

 

Evet içinde haklılık payı barındıran bir soru; peki ama bir özeleştiri karşısında ilk tepkimiz, ilk refleksimiz ya da aklımıza ilk gelen zarif şüphe bu mu olmalı? Eğer samimiyete gölge düşürmekse amacımız, evet, bu soru o amaca hizmet eder. Ama aynı zamanda bana da bir art niyetli soru sorma hakkı doğurur: Sen niye sustun?

 

Niye sustunuz ve şimdiye kadar niye ses çıkarmadınız diye söyleniyorsunuz ya…

 

Evet haklısınız, sustum; ama sizde sustunuz?

 

Yani hepimiz sustuk.

 

Sıra bize gelinceye kadar siz, ben ve hepimiz sustuk

 

İnanmıyor musunuz?

 

Buyurun susma tarihimize bir bakalım.

 

Adnan Menderes idam edilirken susmadık mı?

 

Sağcı bir liderdir ve hak etmiştir diye kimimiz sevinmedik mi?

 

Deniz Gezmişler asılırken susmadık mı?

 

Solcu teröristlerin hakkı idamdır diye manşetler atmadık mı?

 

Solcudur diyerek gençlerin öldürülmesine alkış tutmadık mı?

 

Faşisttir diye ülkücülerin öldürülmesine hak vermedik mi?

 

Örgütlerin iç infazlarına karşı hep suskun kalmadık mı?

 

Devletin işkenceyle öldürmelerine, faili meçhul cinayetlere ve köy yakmalara sessiz kalmadık mı?

 

PKK’nin cinayetlerini görmezlik etmedik mi?

 

Devletin PKK'yi bahane ederek akıl almaz zulümlerine sesiz kalmadık mı?

 

İnsanların başörtülerinden dolayı hayatları zindana çevrilirken alkışlamadık mı?

 

Darbecileri desteklemedik mi?

 

On yıllarca bu ülkede komünist avcılığı yapılırken hangi sesi çıkardık?

 

Diyarbakır zindanlarındaki feryatları ne zaman duyduk?

 

Kürtler dilini bile konuşamazken biz Kürtler için hangi acıyı his ettik?

 

Kimimiz Amerikalıları savunduk.

 

Kimimiz Rusları.

 

Daha dün Ahmet Kaya’yı linç etmedik mi?

 

Binlerce insanı Ergenekoncu diye cezaevlerine atanları desteklemedik mi?

 

Şimdi bana neden sustun demeyin lütfen, önce kendi suskunluklarınız için ikna edici özeleştiriler yapın. Bana bunlarla gelin.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar