Osman

Nihat GÖKSU
ABONE OL

Yemyeşil gözleri vardır Osman’ın. Taa boynunu geçen beyaz sakalı, uzunca saçları vardır Osman’ın. Üzerinde parçalanmış paltosu, yırtık kazağı parçalanmış ayakkabıları var. Neredeyse bir bayanın saçları kadar uzundur saçları ve kafasında kaşkolu vardır.  Kaşkolun altında omuzlarına kadar dökülen saçları kim bilir ne kadar zamandır yıkanmadığı için birbirine yapışmıştır. Bakıldığında her halinden bellidir uzun süre  yıkanmadığı.  Çok zamandır kesilmeyen sakalı yetmiş yaşındaki bir dedeyi andırır gibi de olsa Osman daha çok gençtir. Yaşamının baharındadır.
Osman her sabah Aksaray metrosunun girişinde pastaneci kızın naylon bir bardakta verdiği çayı içerken  diğer elinde cigarasını  tüttürür.  Kaymaklı börekler çörekler …  Yeni yeni fırından çıkan poğaça ve simit kokuları ortalığa yayılmıştır. Karnının aç olduğunu düşünerek Osman kahvaltı yaptın mı dedim “yok” dedi. O zaman al şu parayı kahvaltı yaparsın dedim hülyalı bir bakışla yüzüme baktı sonra soğuk ve kayıtsız bir gülümseyişle “hayır olmaz” dedi.  Daldı uzun uzun  sanki içindeki düşünceler bir kasırga gibi dönüp dolaşıyordu . Sonra kollarını göğsü üzerinde kavuşturup dolaştı .Bir süre  sonra sanki beni yeni görmüş gibi gülümsedi ne kadar bildiği şarkı varsa mırıldanmaya başladı sanki elinde bir gitar var ve gitarın tellerine vurur gibi bazen sanki içindeki hıncı boşaltırcasına olmayan gitarın tellerine vuruşuyla sanki birilerinden öç alır gibiyiydi…
Osman’ın  dönüp dolaşıp söylediği şarkı o gün akşama kadar dilime dolandı aslında şarkımı söz mü olduğunu hala bilmiş değilim sözleri aynen  şöyle idi (bir gün gelir devran döner sende benim çektiğimi anlayacaksın bir süre sonra Kartal’da vapur kalkar içinde Filiz’im gider) dedi durdu. O gün işe gittim aklım hep Osman’da idi. İstanbul’da  karın yağdığı gündü. Yüreğime dert oldu, işten çıktım Osman’ı aradım. Aksaray metrosunun önünde buldum Osman’ı yatağını yere atmış kalınca bir yorganı sarmıştı omuzlarına bütün  ısrarlarıma rağmen gelmedi Osman belediyenin sokakta kalanlar için ayırdığı yere. Hep Osman diyorum ama adının Osman olup olmadığını bile bilmiyorum.
Aslında bizim Osman ile tanışmamız çok ilginçtir. Bir gün metronun önünde arkadaşı beklerken seslendi bana Osman. “ Var mı sigaran” dedi. Bana mı diyorsun dedim. “Evet Osman” dedi.  Meğerse herkese Osman dermiş.  O gün bugündür o bana Osman der  bende ona … Merttir,  yüreklidir, samimidir, kirlenmiş kokuşmuş bu şehrin kirlenmemiş ruhlusudur Osman. Osman güven veriyor insana bu saflığın altında bir derinlik bir soyluluk gizilidir. Bazen çok akıllı laflar eder. Uzun süre Bakırköy Akıl Hastanesi’nde kaldığını, oradan kaçtığını, içerde sıcak yerde yaşamaktansa  dışarıda  çevrende uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, sonsuz bir yalnızlık, bitmez tükenmez fırtınalar sürüp  gitse de bir başkadır özgürce yaşamak der Osman. Evet Osman dedim yıllar önce dağda koyunları otlatıyordum. O günlerde akıl hastanesinden kaçan yakın köyümüzden biri vardı. O korku sarmıştı ortalığı, çocuk halimizle ya karşımıza çıkarsa ne yapacağız diye düşünürken o günün akşamında koyunları köyden uzak bir yere götürmüştüm.Ay ışığında gamlı ve gizemli bir hal vardı. Sanki önümden gitmekte olan bir adamın ayak seslerini duyar gibiydim. Sonra ayak sesleri durdu. Demek ki ya durdu yada bir yerde gizlendi . Ortalıkta korkunç bir sessizlik vardı bir an o günü düşündüm. O süre içinde insanların o anlamsız bakışlarını gözlemledim.
 Osman belki bütün kötülüğü çevrenin bozukluğunda aramak gerek. Boşver Osman bak şu zavallılara, bak şu tuhaf tuhaf bakışlara sanki herşey güllük gülistanlıkmış gibi gülmelerine bak Osman ….Sürgünler, hapishaneler, sorgular, işsizlikler, çaresizlikler…  Sanki hiç biri yaşanmıyor bunların mahallesinde Osman. Şu zavallılara bak, vicdanlar derin yürekler için her zaman zorunludur. Osman işte o vicdanda, o yürekte,  o mertlikte,  o sevdada, sende var. Yoksa gelen giden herkese elindeki o bir simiti paylaşmak ister misin yoksa sevdan için bunca zaman türkü yakarmısın.